Romanya Sonrası – 1

BÜKREŞ

4 gece 5 günlük bir Romanya seyahatim oldu. Tren garı (Gara de Nord)’na oldukça yakın bir otelde (Hello Hotel) konakladım. Fiyat olarak oldukça hesaplıydı. Hemen yanındaki İbis Hotel daha büyük fakat bir miktar daha pahalı.

 

Gerçi oranın pahalı kavramı bize komik gelebiliyor. Maaşları düşük fakat hayat ta oldukça ucuz. Hani hep deriz ya Avrupalılar kazandıkları parayı gelip bizde harcıyorlar. Çünkü onlar için Türkiye’de hayat ucuz. Biz de gidip maaşımızı Romanya’da çok rahat harcayabiliriz. Çünkü paramız nerdeyse 2 kat değerleniyor.

Metroya çok yakın bir otel olduğu için gider gitmez metro kartı aldım fakat pek kullanamadım. Taksiyle şehrin istediğiniz yerine gönül rahatlığıyla gidebiliyorsunuz. Kilometresi yaklaşık 60 kuruşa geliyor. Mesela konferansın yapıldığı binaya taksiyle gitmem bana 1.5 TL ye mal oluyordu. Burada taksiye oturduğun anda 2.5 TL’den açıyorlar.

Yeme-içme konusunda şunu söyleyebilirim, herhangi bir restoranda burada ödediğiniz hesabın yarısından da azını ödüyorsunuz. 30 TL’lık hesap beklediğiniz yerde 10-12 TL bırakıp çıkıyorsunuz. Barda bildiğimiz markaların şişe biraları, hani buradaki barlarda 8 TL olanlar, orada 3 TL. Hiç mi birşey pahalı değil Türkiye’den? Tekstil konusunda onlardan şanslıyız, bunu rahatlıkla söyleyebilirim 🙂

Bu arada söylememe gerek var mı bilmiyorum, tüm ticari taksiler Dacia. Ülkede üretilen bir marka olduğu için halkın çoğunun tercihi. Sosyalizmden vazgeçmiş olabilirler ama ulusalcılıklarını muhafaza ediyorlar. “Ulusal telekom şirketiniz Türk Telekom…” diye cümleye başlayan arkadaşıma Türk Telekom’u Lübnan’lılara sattığımızı bir türlü anlatamadım. Hangi ülke telekomunu yabancıya satabilir sorusu hala düşündürüyor.

 

 

e-Öğrenme ve Eğitim Yazılımları (ELSE) konferansında sanal dünyalar ile ilgili yaptığım çalışmanın bildirisini sundum.

 

 

 

Konferansı düzenleyen üniversite National Defence University, yani askeri bir üniversite.
Dolayısıyla rektörü generaldi ve açılış konuşmasını yaptı. Üniversite, konferans için Bükreş’in tarihi binalarından biri olan Military Circle’ı seçmişti. Kamu binalarında ve özellikle böylesi bir askeri binada özgürce fotoğraf çekebilmek çok güzeldi 🙂 ‘Yassak’ yoktu.

 

 

 

 

Mimarisi ve içindeki duvar resimleri çok güzeldi.

Sunuşu yaptığım salonda 110 yaşında bir tablo da görülebilmekteydi.

 

 

 

 

 

 

 

Military Circle binasının hemen yan sokağında tanınmış bir tiyatro salonunun önünde tanıdık bir yüzle karşılaşmış olmak gurur vericiydi.

Victory caddesinde bulunan Odeon tiyatrosu önünde yer alıyor. Her 10 Kasım’da bu anıt önünde de anma töreni gerçekleştiriliyor. Türkçe ve ingilizce yazılı bulunan “Yurtta barış, Dünyada barış” sözü de çok anlamlı.

 

 

 

 

Romanya ormanlarıyla ünlü olmasına rağmen Bükreş’i gri bir şehir olarak hayal etmiştim. Oysa şehrin ortasındaki parklar ve göller hiç de öyle olmadığını gösterdi. Nüfus yoğunluğunu kaldırabilen parkları mevcut. İnsanın içini açan büyüklüklere sahip parklar.

Bükreş’te gezebilmek için ihtiyacınız olan öncelikle bir harita ya da turist rehberi. Turist rehberini bulamadım fakat haritayı Tren Gar’ındaki büfelerde bulabildim. Öncelikle bilinmesi gereken şehrin 6 sektöre (sector) ayrılmış olması. Sadece sektör 1’i bile gezseniz yeterli oluyor. Taksiyle ucuz bir şekilde tüm şehri gezebilirsiniz. Taksilerin kapılarında km. ücretleri yazıyor, binmdeden kontrol edin 🙂

Tabii adamların uzun  yıllar öncesinde yer altında kurulmuş metro sistemleri var. Birbirleriyle kesişen 3 ayrı hat mevcut. Caddeleri ve meydanları çok çok büyük. Bilinmesi ve
gezilmesi gereken belli başlı meydanlar mevcut. Genellikle sektör 1’de bunlar.  Piata Victoriei ve Piata Romana. Bu arada tercih eder misiniz bilmem, elektrikli otobüsleri var 🙂

 

 

 

 

 

Para harcamayı sevenler de düşünülmüş 🙂 Bizim AVM’ler kadar büyük olmasa da şehir içinde birkaç alışveriş merkezi mevcut. Daha büyük olanların şehrin dışında kurulmasına karar vermişler.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bükreş’e gidip de Çavuşesku’nun yaptırdığı Parlemento sarayından bahsetmemek olmaz.  Bulvarın sonunda yükselen devasa bir bina görüyorsunuz. İnsan aklına ve gücüne bir kez daha hayran kalıyorsunuz. 9 katının yer altında 14 katının yer üstünde olduğu söylenen saray 365bin metrekare kapalı alana sahip. Binada 2 bin 800 avize ve 3 bin 500 ton kristal kullanılmış.

Bir liderin balkonundan halkı selamlama hayali… Gerçekleştirmek için evlerinin istimlak edilmesini kabul etmeyenlerin evlerini dozerlerle, içindeki insanlarla birlikte yıktırdığı söyleniyor. Bunun yanısıra sarayın bittiğini görememiş olması da işin ironisi.

Öneri: Gitmeden önce 4 Ay, 3 Hafta, 2 Gün filmini izleyin.

 

Braşov İzlenimlerim; Romanya Sonrası – 2

 

Not: Bu başlık gezi notlarımdan aklıma gelenler oldukça güncellenecektir.

Fotoğraflarımı izinsiz ve kaynak göstermeden kullananlar en ağır şekilde cezalandırılacaktır 🙂